Kur'an, Allah'ın birlenmesi ve kulluğun sadece Allah'a has kılınması ile evrensel tevhid hakikatinin ana ilkesini açıklamıştır. Ama, insanlar arasındaki ilişkilerde de, evrensel tabiata, fıtrata ve yaratılışa uygun kuralların işlerlik kazanması gerekir ki, evrensel mutluluk ve düzen insanlar arasında da hüküm sürsün.

Bu sebeplerden dolayıdır ki, Kur'an, beşeri ilişkilerde mutluluğun ve barış'ın prensiplerini çok açık olarak ortaya koymaktadır.İşte bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

- Anne-babaya iyi davranmak

- Cimrilikten ve savurganlık uzak durmak

- Akrabanın, yoksul ve yetimin hakkını eksiksiz vermek

- Geçim endişesiyle çocukları öldürmemek ve nesil emniyetini muhafaza etmek

-Zina yapmaktan uzak durmak

-Haksız yere insan öldürmemek

-Yetimin malına dokunmamak ve gözetmek 

-Alışverişte hile yapmayıp doğru ölçmek

-Kesin bilgiye dayanmayan zanlarla hareket etmemek

-İnsanlara karşı büyüklük taslamamak,alçak gönüllü olmak...

Allah'ın birliğini ve kudretini teslim ettikten sonra, bir topluluğu ortak mutluluğa ulaştıracak prensipler... Bunlar aklını kullanan insan için ne kadar da güzel öğütler.

Bütün bunları dikkate alan insanın kazanacağı çok önemli hususlar var. Allah'ın kudretinde sınır olmadığı gibi, rahmetinin zenginliğinde de sınır yoktur.Lütfetmekle, merhamet etmekle ve koruyup gözetmekle onun zenginliğinden veya sahip olduğu hiçbir şeyden hiçbir zerre eksilmez.Ancak buna rağmen Allah'ın koruyup göz etmesinde de, bağışlayıp katından sonsuz mükâfatlar vermesinde de, mutlaka alın teri arar. Kendisine göre bir değer ölçüsü vardır. Bu değer ölçüsünün çekirdeğini veya bir nevi DNA'sını Allah'tan başka ilahlar edinmemek, sadece Allah'a kullukta bulunmak ve ona yürekten boyun eğmek oluşturur.Bu inanç ve bağlılık akdine tereddüt etmeden bağlı kalarak bir anlamda, yerel zorbaların veya düzmece tanrıların baskılarından uzaklaşıp, Allah'ın kudretine sığınanlar kesin olarak Allah'ın  himayesi ile karşılaşırlar.Bu himaye dünya ve ahiret hayatını bütünüyle kapsar. İçlerinde tereddüt taşıyarak, dünya çıkarlarını tercih eden ve dünyevi menfaatler ile Allah'ın  vaatleri arasında tutarsız bir gidiş-geliş yaşayanlar asla Allah'ın sığınağına so kulmazlar.Onlar ne halleri varsa kendi başlarına görmeleri üzere yapayalnız bırakılırlar.

Zira, elde edilen dünya servetine dayanarak insanlar arasında şımarıkça hareket edenlerin, hem bu dünyada hem de ahirette değer ve kıymetleri yoktur. Çünkü Allah şımarıkları sevmez.

Bir şekilde varlık sahibi olanların, servetiyle yapmaları gereken yardım ve ihsanları yapmayıp hak sahiplerine haklarını vermezlerse, yeryüzünde bozgunculuk yapmış olurlar ki, bu hayatın belkemiği olan ekonomiyi perişan ederek toplumun huzurunu bozar. Toplumun düzenini altüst edip bozanları da Allah sevmez.

Allah kullarından dilediğinin rızkını bol vererek genişletir, dilediğinin rızkını da daraltır.Bu tamamen Allah'ın elinde olan bir kuvvettir.Ancak elde ettiği servetini kendinde olan bir bilgi ve maharetin sonucu olarak değerlendirenlerin iflah etmeyecekleri bir gerçek olarak karşımızda durmalıdır.

Bunun en açık örneği Kur'an'da zikredilen Karun, kendi kendine ihanet ederek kavminin düşmanı olan Firavun'un tarafında yer almıştır. Hak tarafta olan kavmine yardım etmesi gerekirken,bir zalimin tarafını tutmuştur.Kendi kavmine ihanet edip azgınlık gösterenlerin, gerçekleri kabullenmeyip, hakka karşı gelenlerin sonları Karun gibi olacağı bilinmelidir.

Hayatın gerçek değerlerinin neler olduğu kavranıp, onlardan yana olmak gerekir.Dünyanın geçici cazibesine kapılıp şaşalı hayata aldanmak, hem bireyleri hem de toplumları felaketlere sürükleyeceği gerçeğini anlatmaktadır.

İnsan doğası, isteklerin, arzuların,  zaruretlerin, sevginin ve nefretin, sadakatin ve nankörlüğün iç içe girdiği bir atmosferi andırır.Bu karmaşayı iyi analiz ederek doğruları egemen kılıp, yanlışları kontrol altına alamayan insanlar kendi yanlışlarının veya şeytani dürtülerinin egemenliğine boyun eğmek zorunda kalırlar.

Bu noktadan sonra dışarıdan gelebilecek en küçük sapıkça bir tahrik veya teşvik, şeytanî iç dürtüleriyle insan için çekici ve kaçınılması çok zor bir güzellik, kaçırılmaması gereken çok büyük bir nimet olarak görülür. Bir adım sonra insan kendisini şeytanî hilelerin ve bataklığın içerisinde bulur.

Özünde, ölüm korkusu ve ölümsüzlük arzusu, insanın en büyük çıkmazını oluşturmaktadır. Elbette bu çıkmaz, sadece ilahi mesajlara kulaklarını tıkayarak gerçeklere iman etmeyen insanlar için geçerlidir.Bu zaaf sebebiyledirki insan, dünyevi saltanata ölümüne sarılmakta, bu hususta hiçbir ölçü tanımamaktadır. Zaaflarına boyun eğmiş olan insanlar şeytanî olguların saltanat kurduğu yerlerdir.

Akıl sahibi insanlar, kalıcı ve mutlak gerçeklere boyun eğerler, sağlam akıl sahibi hiçbir insan, mutlak gerçekleri yok olmaya mahkum sahteliklere tercih etmez.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner69

banner70